Alıntılar featured

OĞUZ ATAY KİMDİR?

17:51:00Hakan İnce



Oğuz Atay yaşasaydı şu an 82 yaşında olacaktı ve belki de harika kitaplarıyla kütüphanemizde daha fazla yer edinecekti. Ama yine de herkesin kütüphanesinde en az bir kitabı bulunan Oğuz Atay, günümüzün en sevilen yazarlarından. Hem güldüren hem de ağlatan, hüznün içindeki mizahı bize gösteren yazar hakkında onlarca kitap yazıldı.

Bilmeyenler için Oğuz Atay'ı tanıtalım (Bilmeyen var mı ?)

12 Ekim 1934'te Kastamonu İnebolu'da doğdu. 13 Aralık 1977'de İstanbul'da yaşamını yitirdi.
1951'de bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji‘ni, 1957'de de İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1975'te doçentliğe yükseldi. Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı.

Öykü ve yazıları 1971'den sonra Yeni Dergi ve Soyut'ta yayınlandı. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle, bir süre Londra'da tedavi gördü ama sağlığına kavuşamadı. İlk romanı "Tutunamayanlar"da küçük burjuva dünyasına ironiyle yaklaştı. Kitapta olaylar, küçük burjuva dünyasının değerlerinden ölümüne nefret eden bir gencin, kendisini öldürmesiyle noktalanır. Bu eserinde yenilikçi ve çağdaş Batı romanının bazı tekniklerinden ustaca yararlandı. İç konuşma, bilinç akışı, düşler ve değişik söylemlerden oluşan metinler düzleminde karmaşık bir gerçeklik kurdu. Romanın içinde dağılmış ayrıntı, gözlem ve çağrışımlar, bütüne egemen olan bilinçli bir kurgunun öğeleridir. Öykü kitabı "Korkuyu Beklerken"de de psikolojik çözümlemelere ağırlık verdi.

Oğuz Atay ile ilgili birkaç ek bilgide vereyim



Oğuz Atay çocukluktan gençlik yıllarına kadar karikatürle ilgilendi. İçine kapanık bir çocuk ve çok dürüsttür; "Kardeşini sevmeyen var mı?" sorusuna sınıfta kaldırılan tek parmak ona aittir. Sokakta gördüklerini karikatürize ederek ailesine anlattığı çocukluk yıllarından, karikatür çizdiği gençlik yıllarına uzanan ince espri anlayışını kitaplarında da görmek mümkün.



"Beyaz Mantolu Adam" hikâyesini kısa film olarak çekmiş ama film kaybolmuş. Çetin Yalçın'ın arşivinden çıkan fotoğraf filmin final sahnesinin çekildiği plajdan. Yılmaz Güney'in Arkadaş filminin ilk üç dakikasının diyalogları da Oğuz Atay'a ait.



İlk romanı olan Tutunamayanlar'ı ilk okuyan Vüs'at O. Bener'dir
Bener'in tavsiyesiyle romandan bir bölüm çıkarmıştır. Çıkan bölümden Günlük'te "Burhan bölümü" diye bahseder ama akıbeti bilinmez. Ya değiştirerek Tehlikeli Oyunlar'da kullanmış ya da henüz gün yüzüne çıkmamış Oğuz Atay el yazmalarının içindedir. Vüs'at O. Bener, otobiyografik parçalar taşıyan kitabı Bay Muannit Sahtegi'nin Notları'nda isim vermeden özlemle Oğuz Atay'dan ve kızı Özge'den bahseder.


Oğuz Atay kitabı ilk çıktığında şimdiki popülerliğinden çok uzaktı. İlk kitabının yayımlanmasını sağlayan TRT Yarışması dışında hiçbir ödül almamış, hayattayken Kenter Tiyatrosu'na oynanması için götürdüğü "Oyunlarda Yaşayanlar" oyunu beğenilmemiş, çok kalın olduğu için ilk baskısı iki cilt yapılan Tutunamayanlar'ın ikinci cildi depoda yatmaya terk edilmiş, satışı başarısız olmuştur.



Tutunamayanlar romanını ithaf ettiklerinden biri Sevin, hep sevdiği kadın, diğeri Ural'dır. Ural intihar eden bir arkadaşıdır ve Oğuz Atay'la yapılan bir röportajda "Selim Işık kimdir?" sorusuna yazarın verdiği cevap "İntihar eden bir arkadaşım, Ural var (...) Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var." şeklinde olmuştur. Yazarın karakterlerine çoğu zaman etrafındaki insanlar ilham vermiştir.


Günlük olarak yayımlanan defter ölümünden sonra kaybolur. Gürsel Göncü adında bir öğrencinin elinden Cevat Çapan'a teslim edilene kadar defalarca el değiştirdiği ve birinci katta olan evinden çalındığı söylentileri yayılır. Cevat Çapan'a ulaşan defterden kesitler 1984'te Milliyet gazetesinde parça parça yayımlanır. Milliyet kültür sayfasında çalışan Enis Batur ve Ömer Madra günler sürecek bir Oğuz Atay dizisiyle tamamen unutulmuş bu yazarı hatırlatır.



"Sevinmeyin, daha ölmedim" son sözleri oldu.
Ölümün Mecidiyeköy'deki arkadaşı Altay Gündüz'ün evinde yakaladığı Oğuz Atay banyodadır ve uzun süre çıkmaz, bu durumdan endişe duyan ev halkı seslenir ve "Sevinmeyin, daha ölmedim." cevabının muzipliğiyle gülmeye koyulurlar. Aradan bir süre daha geçer ve Oğuz Atay dışarı çıkmaz. Bunlar yazarın son sözleridir.


Oğuz Atay Eserleri
ROMAN: 
Tutunamayanlar (1971-1972'de iki cilt, yeni basımı tek cilt 1984)
Tehlikeli Oyunlar (1973)
Bir Bilim Adamının Romanı (1975)
Eylembilim (1998, tamamlanmamış roman)

ÖYKÜ:
Korkuyu Beklerken (1975)

OYUN: 
Oyunlarla Yaşayanlar (1985)

ÖDÜLLERİ
1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü, Tutunamayanlar ile


Tehlikeli Oyunlar kitabından bir bölüm:

"Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? 
"Yok." Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: "Nasıl?" kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Kelimeler... Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor." Şu dünyadan bir gideyim, bir daha gelirsem ne olayım. Bir daha gelirsem ne olurum bilmiyorum artık. Şimdi de ne olduğumun pek bilincinde olduğum söylenemez. Kimi zaman deniz olup, büyük yük gemilerinin ağırlığıyla yaşamaya çalışıyorum. Kimi zaman büyük büyük fırtınalar olup o gemileri batırıyorum. Bazen gemi olup deryalara bırakıyorum kendimi. Kimi zamansa geminin kaptanı olup karaya hasret kalıyorum. Kırmızı oldum çoğu zaman. Kan oluyorum, annemin gözünden damlıyorum. Şarap oluyorum, içime içime akıyorum. Ateş oluyorum, yakıp kavuruyorum. Kızıl bir bulut gibi çöktüm bu dünyaya. Bazen boş bir kağıt oldum. Yorgun bir yazarla saatlerce bakıştım, bilmem hangi birinden başlayacağına karar veremediği dertlerini düşünürken. Bazen bir kalem oldum. Giriş cümlesi bir türlü oluşamayan yaşanmışlıklar tam kağıda dökülecekken mürekkebimi akıtamadım. Yazarına küskün bir kalem gibi… Bazen mürekkep oldum, binlerce defa okunup kırıştırılıp bağra basılan bir kağıtta. Bazense o mektubun ta kendisi oldum. Çok geç sahibine ulaşmış bir mektup. Okundukça sahibini ağlatan, sahibi ağladıkça satırları ıslatan ve mürekkebi dağıtan… Ve en kötüsü de çoğu zaman o mektubun sahibi oldum. Hep bekleyen, bekledikçe solan.

Bazen dizleri tutmayan yalnız bir yaşlının yapacak hiçbir şeyi olmadığı için saatlerce incelediği hiçbir şeye benzetilemeyen bir halı deseni oluyorum. Sabit, anlamsız ve karmakarışık. Bazen sadece ansiklopedilerde öneminin fark edildiği isminin söylenmesi güç bir böcek türüyüm. Sadece merak eden biliyor. Büyük bir çoğunluk için gereksizim, ama ekosistem bensiz bir hiç! Bir bakkal dükkanının eski bir pervanesi oldum, hiçbir işe yaramayan. Ne sıcak havayı dağıtır ne serinletir hani. Sadece çalışırdım. Daha neler oldum bir bilsen… Ama olamadıklarım için gelmiştim sanki dünyaya. Onların hasretiyle yaşamak için. Olmak istediklerimi ararken başka başka sıfatlara büründüm. Adım değişti, cümlelerdeki görevim değişti, var oluş sebeplerim değişti. Köreldim, unutuldum, sevildim, sevişildim, özlendim ve en sonunda hep öldüm. Defalarca hem de.

Giden olmak istedim, kaldım.
Beklenilen olmak istedim, ömrümü beklemekle geçirirken.
Sevilmek istedim, aşktan yana edilebilecek bütün küfürleri tüketmişken.
Bilmem, şu dünyaya niye geldim. Sanırım gitmek için geldim. Hiçbir şey istemiyorum. Hepsi kalsın. Düşlerimi de alın. Benim de yaşamam gerekmez miydi oysa? Yaşamak istemiyorum. Renklerimi de alın. Kırmızıyı bile alın. Ciddiyim, istemiyorum. Anlatmak istemiyorum artık. Kuramadığım binlerce cümlem vardı benim. Söyleyemediğim şarkılarım vardı. Söylemek de istemiyorum zaten artık. Alın, alın. Hepsini alın.
Sev-mek! Sadece bir eylemden ibaret midir yani? Bu eylemin geçtiği bir cümlenin öznesi olamaz mıyım ben de? Kalsın, onu da istemiyorum. Susmak istiyorum. Ölmek öyle yakın ki halime. Hayatla dalga geçer gibiyim. Sanırım ben düze çıkmayı başaramayanlardanım. Ölmek başlı başına asil bir eylem nasılsa. Zamana karşı bir duruş, bir baş kaldırış, gülüşlere karşı bir haykırış. Her şeye rağmen bir çekip gitme hali. Gidiyorum, susuyorum o halde ben de. Sahi kalsam, anlatmamı istemez miydiniz? Pekala. Siz bilirsiniz.

Zaten,
"Kelimeler... Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."

Benzer Yazılar

0 yorum

Radyo // Bazen yayındayız

Blog Sözlük!!!

blog sözlük

İletİşİm Formu